Popüler mimarlık ve tasarım sitesi olan Dezeen, 23–25 Kasım tarihleri arasında, bu yılki ödüllerin sahiplerini açıkladı.

Image for post
Image for post
https://www.dezeen.com/2020/11/19/dezeen-awards-2020-trophies-atelier-wood-london-trees-design/?li_source=LI&li_medium=bottom_block_1

Dezeen Ödülleri, girebileceğiniz 42 kategoriden oluşmaktadır: mimari, iç mekan ve tasarım olmak üzere üç sektörde de, 14 kategoride değerlendirmeler yapıldı. Mimarlık sektöründe 12 proje kategori ( kentsel, kırsal, konut, sivil yapı, kültür yapısı vb.) ve iki stüdyo kategorisi ( yılın mimarı ve yılın yükselen mimarı) içinde ödüller sahiplerini buldu.

Dezeen Awards 2020 mimari şovunda açıklanan ödüller arasında en çarpıcı bulduğum ise yılın hem kırsal hem de en prestijli mimari proje ödülünü alan TAA Design’a ait olan Kırmızı Çatı projesi. Diğer projelerin görsel parıltılarının yanında değerlendirildiğinde ilk bakışta belki sizler de ‘’Nasıl ödül almış bu yapı?’’ …


‘’El çizimi mi yoksa bilgisayar üretimi mi?’’. Fikirlerimizi nasıl temsil ettiğimiz konusu hiçbir zaman tek bir kazananın olmadığı hararetli bir tartışma konusu. Bu ikilem, hem şimdinin mimarlığında hem de gelecek olanda yine tartışılmaya devam edilecektir. Ancak iki tarafı da destekleyen argümanlar olmasına rağmen, bugünün piyasasında karşımıza çıkartılan 3D programları bilme zorunluluğu, el çizimlerini gölgede bırakırken biz mimarları tek yönlü olmaya itmektedir. Acaba bu şartlarda el çiziminin, kalem ve kağıt sıcaklığının yok oluşunu izliyor olabilir miyiz?

Image for post
Image for post
Photo by Windows on Unsplash

Mimarlık ofislerin büyük bir çoğunluğunda dijital çizimler ve 3D görselleştirmeler ile tasarımlar hayata geçiriliyor. Eğer bir ofiste eskiz yapılıyorsa bu genellikle, fikirlerin çıkış aşamasında gerçekleşiyor. Ancak bir çalışan olarak ofisteki bu tasarım sürecine aktif olarak dahil olamayan mimarlar, yalnızca bilgisayar başında üreten bir teknisyen ya da görselleştirme uzmanına dönüşüyor. Bu da yetmezmiş gibi bulunduğu koltuktaki değeri görsel üretimindeki kaliteye göre belirleniyor ve maalesef ki mimarın da asıl amacı bu görsel algının egemen olduğu kitle içerisinde yer edinmek oluyor. …


Bir yanda erken kalkanlar, diğer yanda gece kuşları. Peki ya uçlarda yaşamayıp tam ortada bulunanlar? İki kutup için de söylenmiş ne çok şey var. Gelin biz ortada buluşalım, 00.00 Kulübü’nde.

Image for post
Image for post
Photo by wilsan u on Unsplash

Oralarda bir yerde, korona sürecini bir anda büyük bir aktiflik ile başlatıp, ilerleyen süreçlerde kendini tüketerek motivasyonunu kaybetmiş olanlar var, biliyorum, tıpkı ben gibi :) Ancak ilerlemek için sahip olduğumuz motivasyonu kaybetmememiz gerektiğini de biliyoruz. Kalitesiz bir günün ardından ‘’Bir daha bunu yapmayacağım! Böyle olmayacağım!’’ sözlerindeki pişmanlık ve üzüntülere geri bildirimle karşılık verme zamanı… Hadi öyleyse başlayalım!

00.00 Gücü

Saat 00.00. Büyülü bir saat. Aslında hiçbirimize öyle çok da uzak değil, hepimizin güne yeniden başladığı o saat. Dahası doğum günlerimizin müjdesini veren saat. Dünya ve insanların bir an için durduğu, koca bir sessizlik ve karanlık anı. …


Benim bir dostum var, adı Ağaç.

Image for post
Image for post
Photo by ACK15 on Unsplash

Bir zamanlar kökleri yer yer topraktan taşan, genişçe dalları olan bir söğüt ağacının gövdesine değdi ellerim. Kalbimin atışındaki ritmi, o an avuçlarımda hissettim, benden daha çok yaşıyor gibiydi ve o günle birlikte nereye gitsem kendime bir ağacı dost edindim. Bir yol kenarında, bir evin avlusunda, bir şehrin çarşısında…

Sonra… Sonra tek tek, hepsini, kaybettim… Anılarıma eşlik eden komşum çınarı, sitemin duvarlarından sarkıp sokak yollarına pembe çiçekler döken boduru, yalnızlığı ile bana selam veren tanımadığım o ağacı ve nicesini, kestiler. Kimini çökecek bahanesiyle, kimini rahatsız ediyor diye, kimini ise yerine gelecek beton katlar yüzünden.

İtiraz edemiyorlar, haklarını savunamıyorlar diye yok oluşlarına boyun eğecek değilim. Bu yüzden bu yazımı, dostlarım adına bir çift söz söylemeye…


Göz, bütün algılamanın başladığı yer, beynin açıkta kalan tek uzantısı, kalpteki yargıç. Belki de bütün asrın sorunu, tam da burada, bu noktacıkta başlıyordur…

Image for post
Image for post
Photo by Daniel Apodaca on Unsplash

Geçenlerde İsmail Erdoğan’ın dinlediğim bir seminerinde, göz terbiyesi denilen kavramla yollarımız kesişti, yeniden. Aslında gözün, kalp ve beyinle ilişkisi düşünüldüğünde buna, kalp ve zihin terbiyesi de denilebilir. Göz, görme eylemi ile anlamı yeniden üretir, benliği yeni biçim ve renge büründürür. İnsan var oluşu itibari ile güzeldir ve özündeki güzeli arayan bu gözler, çirkine maruz kaldıkça algı dünyasında değişimler meydana getirir. …


İçte kalanlar için dış, dışta kalanlar için iç. Bazen bir çıkıntı, bazense bir çıkma. İlk heyecanımı sizlere araf olarak nitelendirdiğim balkonumdan sunuyorum.

Image for post
Image for post
Photo by Luo Lei on Unsplash

Benim için gecenin yıldızlarını, gündüzlerinse bulutlarını avuçlarıma bırakan bir aradalık hali balkon. Zamanın farklı aktığı, ne içerisinde zamanın ne de büsbütün dışında dizelerindeki kayboluş. Aynı zamanda geçmişten günümüze birçok işlevi ve yükü bünyesinde taşıyan metaforik bir bağlam. Sahip olduğu bu metaforik güç ile edebiyatta Romeo ve Juliet’in bir parçası, sanatta Goya’nın Balkonlardaki Mayaları, Manet’in Balkonları, siyasette iktidarın halkına seslenişi. …

About

Esmanur YAVUZ

Architect&Student | https://linktr.ee/esyavuz

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store